Pazarlamacılar için kilit bir nokta olan tüketici davranışını açıklamada
cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi vb. demografik değişkenler yeterli değildir.
Tüketicilerin hayata karşı motivasyonlarını ve yaşam biçimlerini ifade eden
psikografik değişkenler de tüketici davranışını anlamlandırmada oldukça
önemlidir. Bu noktada Amerikalı sosyal bilimci ve tüketici fütüristi (tüketici
davranışına yönelik gelecek senaryoları hakkında tahminler yapan kişi) Arnold
Mitchell tarafından ortaya atılan ve ismi, “değerler”, “tutumlar” ve “yaşam
biçimleri” ifadelerinin İngilizcedeki karşılıklarının ilk harflerinin birleşmesinden
oluşan VALS modelinden bahsedilmesi gerekir. Zira söz konusu model, tüketicileri
kişisel yönelimleri ve sahip olduğu kaynaklara göre sekiz sınıfa ayırarak
tüketici psikografisi hakkında önemli ipuçları sunar.
VALS modelinde kullanılan bir ifade olan tüketicinin “sahip olduğu
kaynaklar”ın iyi anlaşılması gerekir. Zira
kaynaklar sadece sahip olunan gelirden ibaret değildir. Tüketicinin geliriyle
birlikte eğitimi, kendine güveni, motivasyonu, sağlığı, satın alma isteği,
zekâsı ve sahip olduğu enerjisi gibi unsurların tamamı, tüketicinin
kaynaklarını oluşturur. Bu noktada psikografik değişkenler, gelir düzeyinin
sadece rakamsal, eğitimin de seviye karşılığını alan demografilk değişkenlerin
yüzeyselliğinden sıyrılmış olur. Söz konusu model hakkında yeterli bilgiyi
verdiğime göre VALS’te belirtilen sekiz tüketici sınıfına artık bakabiliriz. İlk
olarak çok kaynağa sahip (kaynakla ne demek istendiğini yukarıda açıklamıştım)
gruplara bir bakalım:
(Not: Yazı içinde köprüyle
belirttiğim yerler, okuyucuyu pazarlama ve LogoPhile bloğumda bahsi geçen
kavramlara yönelik olarak daha önceden hazırlamış olduğum yazılara yönlendirmektedir).
Çok kaynağa sahip gruplar:
1.Yenilikçiler: Bu gruptakiler başarılı, sofistike ve
yüksek özgüvene sahiptirler. Sofistike kelimesi, ne yazık ki dilimizdeki
anlamları itibarıyla tıpkı LogoPhile bloğumda paylaştığım son yazımda
olduğu gibi iki yüzlü bir kelime. Yani dilimizde hem “yapmacık” hem “karmaşık”
hem de “çok gelişmiş” anlamlarında kullanılabiliyor. Karmaşıklık ise kelime
anlamı olarak “en yüksek gelişmişlik seviyesi”ni ifade ediyor. Hatta Leonardo
Da Vinci “Sadelik, nihai karmaşıklıktır.” derken sadeliğe ulaşmak için çok
yüksek bir gelişmişliğin (sofistike düşüncenin) olması gerektiğinden bahseder. Dolayısıyla
buradaki “karmaşıklığı” lütfen “karışıklık” ile karıştırmayınız. Zira burada sofistike
kelimesi ile yenilikçilerin çok gelişmiş zevkleri olduğu anlatılmak isteniyor.
![]() |
Leonardo Da Vinci: "Sadelik, nihai karmaşıklıktır." |
Kendimi LogoPhile’de
sanarak kelime madenciliğini gereksizce uzatmış olabilirim. Yenilikçilere dönecek
olursak-ve artık sofistike kelimesinin burada ne anlama geldiğini bildiğimize
göre-yenilikçilerin sofistike zevkleri olduğunu, değişime ve yeni fikirlere
karşı açık görüşlü olduklarını söyleyebiliriz. Zaten “yenilikçiler” ismiyle
anılmaları da yeni fikirlere, ürünlere ve yeniliklere olan yüksek tolerans ve
açık görüşlülüklerinden geliyor.
2. Düşünenler: Bu gruptakiler iyi eğitimli, rahatlarına
düşkün, olgun, yaşamlarında tatmine ulaşmış kişilerdir. Satın alma süreçlerinde
bilgi edinmeye azami, yani maksimum önem verirler. Ürünlere yönelik bilgi
aramaya oldukça fazla zaman ayırırlar. Ürünler arasında karşılaştırma yaparlar,
edindikleri bilgilere ve gözlemlerine göre satın alma kararı verirler. Ürünler
üzerinde çok düşünmeleri ve bir hâyli kafa yormaları sebebiyle de “düşünenler”
olarak isimlendirilirler. Ayrıca görmüş geçirmiş oldukları için hayattan
memnuniyet düzeylerinin iyi bir noktada olduğu söylenebilir.
3. Başarılılar: Bu gruptakiler için kariyer ve aile, her
şeyin üzerindedir. Yaşamlarını, hedefleri doğrultusunda sürdürürler. Hayattaki
başarılarını çevrelerine ispat etmek için yüksek kaliteli ve statülü ürünler
satın alırlar, yani statü tüketimi yaparlar. Başarı oryantasyonlu oldukları
için başarılılar” ismiyle anılırlar.
4. Deneyimleyenler: Sıradan olmayanın peşinde koşan bu grup,
derinlemesine düşünmeden hareket edip riskli davranışları severler. Deneyim,
onlar için her şeydir. Bu nedenle “deneyimleyenler” ismiyle anılırlar. Sıradan olmayanın,
yani herkeste olmayanın peşinde koşmaları, onları züppe etkisi altında tüketim davranışı sergilemeye itebilir. Gelirlerinin büyük
bir kısmını modaya, eğlenceye ve sosyalleşmeye ayırırlar. Gelirlerinin büyük bir
kısmını modaya, eğlenceye ve sosyalleşmeye ayırsalar da geriye kalanla pek rahat geçinip
giderler. Bu noktada biraz sonra açıklamış olduğum garibim “gayretlilerden”
ayrılırlar.
Az kaynağa sahip gruplar:
1.Gayretliler: Yukarıda deneyimleyenler grubunda sözü
edilmişken az kaynağa sahip gruplardan ilk sırayı gayretlilere vermek istedim. Bu
gruptaki garibim gayretliler, deneyimleyenler gibi moda olanı ve eğlenceyi
severler. Ama ne yazık ki zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ellerinde
çok az bir para kalır. Buradaki zorunlu ihtiyaçlar ise Maslow’un İhtiyaçlar
Hiyerarşisi Piramidi’ndeki ilk iki sırada belirtilen ihtiyaçlardır: Yeme, içme,
kafasını sokacağı bir yer vb. ihtiyaçlar. Kullandıkları ürün ve hizmetlerle
tarz sahibi görünmek isteyen garibim gayretlilerin temel ihtiyaçlarından sonra
ellerinde hiçbir şey kalmadığından olsa gerek, hayatın kendilerine adil
davranmadığından yakınır dururlar. Kimi zaman temel ihtiyaçlarından vazgeçip
modanın ve eğlencenin peşine
düşebilirler. Yani içecek ayranları olmasa da tahtırevanla gidebilirler bir
yerlere=) Çünkü hayat onlara statünün göstergesinin bilgi ve kültür seviyesi
değil, ne giydiğin, ne yediğin, nerelere gittiğin (kısacası ne tükettiğin) gibi
materyalist unsurlar olduğunu bir tokat gibi vurmuştur.
![]() |
Söz konusu ihtiyaçların her zaman hiyerarşik bir sırayla tatmin edilmediğinin bilinmesi gerekir. İşte Türkçedeki "ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider ..." deyişi tam olarak bunu ifade eder. |
2. İnananlar: Muhafazakârdırlar. Yeniliğe ve değişime
kolayca adapte olamazlar. Kurallara, geleneklere ve otoriteye bağlıdırlar. Bu bağlılıkları
marka bağlılığı noktasında da kendini gösterir. Yani markaya olan inançları ve
güvenleri tamdır. Bu nedenle kolaylıkla bir markayı bırakıp diğerine
geçemezler. Kullandıkları markaya yönelik genellikle idefikstirler (yani sabit
fikirlidirler). Öte yandan markaya yönelik inançlar, kimi zaman inancın bir üst
seviyesi olan tapınmaya (saplantıya) kadar gidebilir. Örneğin Japonya’da Hello Kitty’e tapınan bir grup inananın (!) “Hello Kitty için Dua” ismiyle web sitesi kurmaları, David Beckham’a tapınma seviyesinde hayranlık besleyen birinin Pariwas tapınağına Beckham’ın Buda heykelini yaptırması gibi
tüketici davranışları, inanmadan tapınmaya giden sürece örnek olarak
gösterilebilir.
![]() |
Beckham'a tapınan (!) hayranı tarafından yaptırılan Buda heykeli (Bangkok, Pariwas Tapınağı) |
3. Yapanlar: Bu gruptakiler kendi kendilerine yeten,
yani kendi yağıyla kavrulan kimselerdir. İhtiyaç duydukları temel malzemeleri
tüketip “üretmekten” hoşlanırlar. Evet, üretiler de. Daha ekonomik olduğunu
düşünerek kavanoz kavanoz domates püresi yaparlar. Evde ekmek yaparlar. Yufka
yaparlar. Adı üstünde yapanlar=)
4. Hayatta kalmaya
çabalayanlar: Bu
gruptakiler hayata karşı motivasyonları son derece düşük olan gruptur. Zira
gelirleri de çok düşüktür. Maslow’un piramidindeki en temel ihtiyaçları
tatminde dahi oldukça zorlanırlar. Adından
da belli olduğu gibi sadece hayatta kalmaya çalışırlar. Bu nedenle gözleri
marka falan görmez.
Günümüz koşulları düşünüldüğünde çok kaynağa sahip grupla az kaynağa sahip
grup arasındaki uçurumun Mariana çukuru gibi derinleştiği ortadadır. Burada “kaynakla”
kastedilenin sadece gelir olmadığını öne sürerek bir itirazda bulunabilirsiniz;
fakat Mitchell’in kaynaklar kümesinde gelirin sadece kümenin elemanlarından
biri olması, diğer elemanlarla ilişkili olmayacağı anlamına gelmez. Örneğin
geliri düşük olan ve gün geçtikçe düşen birinin, kendine güveni, satın alma
isteği, enerjisi ve sağlığı da orantılı bir şekilde düşebilir (bence düşer). Böylece
düşen geliri sebebiyle diğer kaynaklarından da olan biri, ansızın düşük kaynak
grubunda kendine yer bulabilir. Dolayısıyla Mitchell’in söz konusu modelinin,
sosyal bilimlerdeki diğer pek çok modelde olduğu gibi ceteris paribus (diğer tüm koşullar sabitken) durumu göz önünde
bulundurularak değerlendirilmesi gerekir.