Bu yazımın amacı İngilizce yoğun olan dijital pazarlama terimlerini günlük hayattaki insan ilişkileri üzerinden açıklayarak anlaşılır kılmak. Dijital pazarlama dersimi alan öğrencilerim başta olmak üzere dijital pazarlamaya ilgi duyan ve/veya yeni kavramlar öğrenmeyi seven herkes, yazımın hedef kitlesini oluşturuyor. Bu amaç doğrultusunda hazırlayacağım yazı dizimi, dijital pazarlama terimlerini alfabetik sıraya göre sıralayarak oluşturacağım. Bu sebeple az sonra okumaya başlayacağınız ve serinin ilk yazısı olan bu hikâyede kullanılan terimlerin hepsi A harfi ile başlıyor. Hazırsanız hikâyemize geçelimJ
Hikâye okuması için bir not: Hikâye metninde bazı kelimelerin kalın
(bolt) yazıldığını göreceksiniz. Bu,okuyucunun hikâye akışını dijital pazarlama
terimleriyle ilişkilendirmesini sağlamak için bilinçli yapılmış bir tercihtir.
Ahmet, bir reklam ajansında çalışıyordu. Ajanstaki en yakın arkadaşı Ayşe’ydi.
Fakat Ahmet için Ayşe, bir arkadaştan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Onu
ilk, yıllar önce ajansın oryantasyon programı kapsamında yapılan bir toplantıda
görmüştü. İlk o zaman dikkatini
çekmişti. Zamanla kahve molaları sırasında yaptıkları ayak üstü sohbetlerde ona
ilgi duymaya başlamıştı. Her ne
kadar kısa sürede aralarında güzel bir arkadaşlık başlamış olsa da Ahmet, Ayşe’yle
duygusal boyutta bir arkadaşlık kurmak istiyordu.
Bu isteği için ise bir türlü aksiyon
alamıyordu. Çünkü ona olan duygularını açarsa Ayşe’nin olumlu yanıt vermeyip
aralarındaki arkadaşlığı da sonlandıracağından korkuyordu.
Bir reklamcı olan Ahmet, yaşadığı bu ikilemi kendi içinde tartışırken
mesleki deformasyondan olsa gerek, mesleki terimler kullanıyordu: Ne kadar da korkağım! AIDA sürecinde D’de
takılı kalıp durdum. Benim için aksiyona (A) geçmek bu gidişle bir hayal!
Ahmet Ayşe ile olan ilişkisinde, AIDA
sürecinin D aşamasında takılıp kalmıştı yıllardır. Ayşe onun dikkatini (Attention/A)
çoktan çekmiş, ona yıllar önce ilgi (Interest/I) duymaya başlamıştı. Onunla
arkadaşlıktan öte bir bağ kurmak da istiyordu (Desire/D). Fakat bir türlü
cesaretini toplayıp aksiyona (Action/A) geçemiyor, adım atamıyordu.
Yıllardır markaların
müşterilerin dikkatini çekip onlara ürün satma serüvenlerini kusursuzca
yönetiyorum ama ne de olsa terzi kendi söküğünü dikemez, değil mi! AIDA’nın D’sinde
takılıp durmaya devam et sen! Her gün annenden çok onu görüyorsun, hâlâ bir
arpa boyu yol katedemedin!
Bu düşünceler aklından geçtikçe kendine daha çok kızıyordu Ahmet. Aslında
iç sesinde haklılık payı vardı. Çünkü Ayşe ile olan iletişimi kesintisizdi. Hani öyle görüşecek ya da
konuşacak kimseyi bulamayınca “sezonluk
iletişime” geçmiyorlardı birbirleriyle. Gerçekten de birlikte vakit
geçirmekten hoşlandıkları için kesintisiz bir iletişimleri vardı. Reklam
kampanyasının “always on”
gerçekleştirileceğini, yani sezonluk değil kesintisiz bir reklam kampanyası
olacağını söyleyen dijital pazarlama departmanından Metin’in sesiyle irkildi
Ahmet. Ve jet hızıyla iç sesi Metin’in sesine karşılık verdi: Üstelik Ayşe’yle iletişimin “always on”.
Buna rağmen hâlâ AIDA’nın D’sindesin. Pes!
Ahmet ve Ayşe, üzerinde çalıştıkları reklam kampanyası ile ilgili detayları
konuşmak için dijital pazarlama departmanı ve medya planlama departmanıyla bir
araya geldiler. Dijital pazarlama departmanından Metin, onun bunun lafıyla
hareket ediyor dedikleri insan tipindendi. Bu sebeple toplantı boyunca “SEO’dan
Selin şöyle söyledi,” “Sosyal medyadan Mehmet bunu dedi,” deyip durdu. Yani başka kaynaklara bağlantı verip durdu.
Bu özelliği sebebiyle Metin’e “anchor
text” lakabını takmışlardı Ahmet ve Ayşe. Dijital pazarlamada “başka bir
kaynağa bağlantı sağlayan metin” anlamına gelen bu tabir hem text kelimesinin
Türkçe karşılığının metin olması hem de içerdiği anlam sebebiyle Metin’in
ismine ve tavrına birebir uyuyordu. Metin’in anchor text vari konuşmaları
başlayınca Ahmet ve Ayşe birbirlerine bakıp gülümsediler.
Anchor text Metin başka kişilere atıf yaparak konuşmaya devam ediyordu: “SEO’dan
Selin above the fold (ATF) üzerinde
optimizasyon yapılması gerektiğini söyledi. Kullanıcının aşağı, yukarı, sağa,
sola kaydırma yapmadan görebileceği kısımların iyileştirilmesi gerekiyormuş. ”
Bunun üzerine Ahmet’in ağır mesleki deformasyonlu iç sesi yine duramadı ve
konuşmaya devam etti: Zümrüt gözler, kömür
karası saçlar, kendine has, kimsede olmayan ve ona çok yakışan tarz… Ayşe’nin
içinin güzelliği resmen ATF’sine yansımış…
Ahmet’in içi sesini anchot text Metin’in ASO, ASO diye çığıran sözleri
böldü: “SEO’dan Selin ASO’ya da ağırlık verilmesini söyledi. ASO diyorum heey, duyuyor musun Ahmet!
ASO ASO…” Bunun üzerine Ahmet, anchor text Metin’i sözcüklere, sonra da
harflere bölmek istedi. Ama bu düşüncesini her zaman olduğu gibi iç ses olarak
tutmayı tercih etti. Ne de olsa o hâlâ D aşamasındaydı. Aksiyon onun için bir
hayaldi. “Evet, app store optimization
(ASO) için birtakım stratejiler geliştiriyoruz. Böylece uygulamada daha üst
sırada görünürlük elde edip dönüşüm oranlarını artırabileceğiz,” dedi Ahmet. Dışardan
böyle söylerken içerden, Ayşe’ye kendini
beğendirmek için yaptığın kişisel ASO’lar hiçbir işe yaramadı bak, hâlâ seni sevgili
olarak değil, kankası olarak görüyor, düşünceleriyle boğuşuyordu Ahmet.
Ahmet’in harflere bölmemek için direndiği anchor text Metin anchor
textlemeye devam ediyordu: “SEO’dan Selin acquisition
cost’u minimize edecek önlemler geliştirilmesi gerektiğini söyledi.” Hay sana da SEO’dan Selin’e de acquisition
cost’una da başlayacam şimdi düşünceleri aklından geçerken, ağır mesleki
deformasyonlu zihni yine rahat durmadı: Senin
de acquisition cost’un aldı başını gitti. Yine de Ayşe’yle sevgili olmayı
başaramadın. Beceriksiz! Müşteri edinme sürecinde markanın harcadığı toplam
maliyet olan acquisition cost, Ahmet’in deforme zihni tarafından Ahmet’in Ayşe’yi
kazanmak için katlandığı maliyetlere benzetilmişti. Ahmet Ayşe seviyor diye evine
son model Playstation almış, hiç sevmediği tonlarca aksiyon filmine maruz
kalmış, hiç de tarzı olmayan şarkıcıların konserlerine hem de ön sıralardan
biletler almış, ve daha neler neler… Ahmet’in acquisition cost’u yıllar içinde katlandıkça
katlanmasına rağmen hâlâ D’de kalması Ahmet’i çileden çıkarıyordu.
Devamı gelecek…












